Modern Putlar Çağı

Modern Putlar Çağı

02.05.2025 – Gencay COŞKUN’dan bir düşüncenin izinde…

“İnsanlar, tek bir şeye inandığını söyler; oysa binlerce kendi uydurduğu puta tapar.”

İnsan, tek bir hakikate bağlı olduğunu sanır; ancak kalbinde, aklında, arzularında binlerce put taşır. Bunlar, kendi elleriyle şekillendirdiği, sonra da önünde eğildiği varlıklardır.

İnsan, kendisini ve insanlığı tefekkür ettiğinde, çoğu zaman kendi yarattığı putların farkına varır. Kimi zaman da onları bilmeden ya da bilerek büyütür. Düşünen insan, kendini inceleyen, kendini analiz eden insandır. Nasıl ki bedenindeki hastalıkları anlayabiliyorsa, samimi bir kalple baktığında manevi rahatsızlıklarının da farkına varabilir.

Durup doymak bilmeyen nefsinin peşinde, nice kez “kendimi var edeceğim” derken hakikatin karşısında yenilir.

İnsan, tek bir inanca bağlı olduğunu söyler; tek bir hakikate yöneldiğini, kalbinin yalnızca bir yolda attığını iddia eder. Oysa gerçekte, her biri kendi zihninde büyüttüğü binlerce puta tapar. Bu putlar bazen bir statü olur, bazen bir ekranın içindeki kimliksiz bir suret. Kimi zaman sevgiyi, kimi zaman korkuyu temsil ederler. Bazısı bir fikir kılığına girer, bazısı ideolojiye dönüşür. Bazıları sessizdir, içten içe hükmeder; bazılarıysa yüksek sesle bağırır, gürültüyle boy gösterir.

Putların dili yoktur; ama insan onlara konuşma hakkı tanır. Onları savunur, korur, yüceltir. Kendi putunun önünde eğilirken, başkasının putunu küçümser. Putuna sadıktır; ama bu sadakatin hakikatle olan ilişkisini hiç sorgulamaz. İnandığı şeyin gerçek olup olmadığını değil, ona ne kadar hizmet ettiğini önemser.

Oysa hakikat, sadelikte saklıdır. Sükûnette, tevazuda, içtenlikte. Putlar, insanın hakikatten kaçış yollarıdır. Görünmek için inanır, duymadan konuşur, hissetmeden tapar.

Modern çağın putları artık mermerden değil; veri paketlerinden, ekranlardan, etiketlerden ve beğenilerden yapılır. En korkuncu ise şudur: İnsan, kendisini bile bir puta dönüştürebilir.

Ve belki de en büyük özgürlük, bu putlardan birer birer kurtulabilmektir. Kalbini gerçekten arındırabilmek, yalnızca hakikate yönelmek… Ama bu da cesaret ister. Çünkü put kırmak, önce kendi içindeki korkuyu kırmaktır.

Anasayfa, Makale, Yazınsal kategorisine gönderildi | Yorum yapın

Varlığı Şahanem

Günaydın, varlığı şahane, huzurlu liman.
Kekremsi bir akşamın tatlı sabahlarında, derin bir özlem var içimde. Taşınası tatlı telaşına katılmış bin bir duygum; aklımın duvarlarında ise senin resimlerin asılı. Durup durup baktığım, durup durup öptüğüm…
Seni düşünmeden uyandığım bir sabah yok sanki. Bir çiçek, bir kuş, bir bakış ya da herhangi bir sebeple seni hatırlama bahanelerimin kitabına bir satır daha ekliyorum. Şimdiden kaçıncı cildine geldiğimi bilmiyorum. Doktorum ağır kaldırmamı yasakladığı için, ne yazık ki ciltlerini yerinden bile kaldıramıyorum.
Üstüne bir de birkaç yüz bin sonsuzluk daha ekleniyor, özlemlerimin arifesinde. Senin bakışına uzanan bir sohbet edebilmek, müstakil zamanlarda… Her seferinde her şeye bin bir hayretle bakabilmek sadece seninle; binlerce konuyu kendi sıralamamızla, amaçsızca konuşabilmek…
Öyle mukaddes bir senfonidir ki bu; sadece seninle dinlediğim sessiz, mistik şarkılarla duyulur yüreğimde. Ne şarkılar varmış, şiirlerime saklanmış… Ne cümlelerim varmış, senin hasretinle uyanmış…
Kendimi bilmiyormuşum aslında. Yeniden tanıdığım bir yüzüm var artık aynalarda.

Her şeye çok yorgunum aslında… Bir tek sana gelmek var aklımda.
Bitmeyen bir sevdanın içinde, sessizlik yemini etmiş gibiyim. Dönüp dolaşıp buluyorum kendimi kapılarında. Şanslı kediyi bile kıskanırım aralıklarda…
Başımı kaldırıp bakamıyorum gökyüzüne; yasaklanmış bir ilahi işaret var yüreğimde.
Hani sen gelsen ya… Kahverengilerden sonra yağmurlu baharlar yeşerecek gibi.

Zoraki bir hayatın içinde küçük bir kasaba, küçük bir ahşap baraka var. Kapıları sonsuzluğa açılır, pencereleri cennete bakar sen varken.
Odalarında sen ve ben…
Salonda uzun, üçlü, kadifeden bir koltuk…
Başın hep dizimde, hikâyelerini anlatıyorsun uzun uzun.
Hani yıkıp, daha büyüğünü yapmak istediğin hayallerin…
Zaman silinir, mekân da…
Sadece sen ve ben…
Bizi okurum dudaklarında, dudaklarımla.

25.04.2025
Gencay COŞKUN

Anasayfa, Yazınsal kategorisine gönderildi | Yorum yapın

VİCDANIN MANİFESTOSU: FİLİSTİN’DE YAŞANAN BİR SOYKIRIMDIR

Gencay COŞKUN

11.04.2025

Giriş

21. yüzyılın eşiğinde, teknolojinin ve yapay zekânın insan hayatına entegre edildiği, küresel diplomasi ve uluslararası hukuk ilkelerinin evrensel değerler üzerine inşa edildiği çağımızda, bir halkın sistematik olarak yok edilmesine tanıklık ediyoruz. Filistin topraklarında yaşananlar; bir çatışmadan, bir siyasi çekişmeden ya da sıradan bir savaş hâlinden ibaret değildir. Bu, insanlık tarihine bir soykırım olarak geçmekte olan, tüm dünyanın gözleri önünde işlenen bir insanlık suçudur.

    Tarih Tekerrür Etmemeli

    İkinci Dünya Savaşı’nda Naziler tarafından Yahudi halkına karşı işlenen soykırım, tarihin en karanlık lekelerinden biri olarak hâlâ hafızalardaki yerini korumaktadır. Holokost, sadece Yahudilere değil, insanlığa karşı işlenmiş büyük bir suçtu. O dönemde yaşananlar, insan hakları hukuku, savaş hukuku ve Birleşmiş Milletler’in varoluş gerekçelerinin temelini oluşturdu. Ancak ne acıdır ki, bu acı geçmişe sahip olan bir halkın, tarihsel travmalarını başka bir halka yaşatması, hem vicdani hem de hukuki olarak kabul edilemez bir çelişkidir.

    Filistin’de Gerçekleşenler: Hukuki Tanım ve Gerçeklik

    Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin Roma Statüsü’ne göre soykırım, “bir ulusal, etnik, ırksal veya dini grubun tamamen ya da kısmen yok edilmesi amacıyla işlenen eylemler” olarak tanımlanır. Bugün Filistin’de çocukların, kadınların, yaşlıların hedef alınması; su, gıda, elektrik gibi temel yaşamsal kaynakların kesilmesi; hastanelerin ve okulların bombalanması; yerleşim alanlarının yerle bir edilmesi bu tanımın doğrudan karşılığıdır.

    Uluslararası Af Örgütü, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi ve birçok bağımsız kuruluş, Gazze’de yaşananların sivillere yönelik orantısız güç kullanımı, toplu cezalandırma ve etnik temizlik niteliğinde olduğunu raporlamaktadır. Bu durum sadece siyasi bir anlaşmazlık değil, bir halkın kolektif cezalandırılmasıdır.

    Vicdanın Yeri: Sessiz Kalanlar da Sorumludur

    Bu manifesto, herhangi bir ırkı, dini ya da etnik kökeni hedef almaz; bilakis, insan olmanın sorumluluğuyla kaleme alınmıştır. Mazlumun dini sorulmaz. Zulüm kimden gelirse gelsin, adı zulümdür. Suskunluk, zulme ortaklıktır. Bugün dünyanın birçok entelektüel çevresi, akademisyenleri, sanatçıları ve vicdan sahibi insanları Filistin halkı için ses yükseltmekte, insan haklarının ihlaline karşı durmaktadır.

    Nasıl ki geçmişte Yahudi halkı için sokaklara çıkan milyonlar, kampanyalar yürüten entelektüeller olduysa; bugün de Filistin halkının yaşama hakkı için aynı duyarlılığı göstermek insanlık görevidir.

    Bir Çağrı

    Bu manifesto, tüm dünyadaki vicdanlara, entelektüel camialara, devletlere, sivil toplum kuruluşlarına ve bireylere bir çağrıdır:

    • Tarafsızlık kisvesi altında sessiz kalmayın.
    • Uluslararası hukuk işletilsin.
    • Filistin’de yaşanan soykırım açıkça tanınsın.
    • İnsan hakları sadece güçlüler için değil, korunmasızlar için de geçerli olmalı.
    • Sivillerin korunması, siyasi çıkarların önünde tutulmalı.

    Ayrıca, sistematik zulme ortak olan devletlere ve şirketlere yönelik ekonomik boykotlar uygulanmalı; duyarlı tüketiciler, iş dünyası ve hükümetler bu konuda açık ve kararlı adımlar atmalıdır. Zulmü dolaylı yoldan finanse eden ticari ilişkiler sona erdirilmeli, muadil üretim ve tedarik sistemleri oluşturularak bağımsız ve adil bir ekonomi ağı kurulmalıdır. Uluslararası yardımlar, askeri destekler ve hibeler şeffaflıkla gözden geçirilmeli; insan haklarına aykırı davranan rejimlere aktarılan kaynaklar derhal kesilmelidir. Bu sadece bir ahlaki duruş değil, aynı zamanda küresel barışa ve adalete hizmet edecek stratejik bir adımdır.

    Sonuç

    Bugün sessiz kalınırsa, yarın başka bir halk benzer acıları yaşayacaktır. Ve o zaman tarih, “Neden sustunuz?” diye soracaktır. Bu nedenle, Filistin için sesimizi yükseltmek; sadece Filistin halkına değil, insanlık onuruna sahip çıkmaktır.

    Bir çocuğun çığlığı hiçbir siyasi argümandan daha yüksek, daha gerçek ve daha evrenseldir.

    Anasayfa, Makale kategorisine gönderildi | Yorum yapın

    Gencay COŞKUN

    İnsanın kendini anlatması başlı başına bir uzmanlık işi olmasına rağmen bir insan ne kadar kendini iyi anlatırsa anlatsın bir o kadar da kendini anlatamamış ve başıda çok kez belaya girmiştir. Bir insan kendini anlatırken her zaman aynı kelimeler ile anılmak istemeyeceği için zaman, mekân ve durumlara göre tanımlarda kesinlikle bir değişim söz konusudur.

    Yazar deli, dolu, içinde dışarıya taşmayı bekleyen kelimelerin tek sahibidir. Hala çizgi film, Türk filmi izlemektedir. Belirli sevdiği oyuncuları işi gücü bırakıp izleyecek kadar bazen çılgın bir insandır. Tiyatro vazgeçilmezidir ama her oyunu izlemez. Seyirciye dönerek oynanan ve yapmacık tiyatrolardan acilen kaçar. Uyuma numarası yapıp acısına son vermeye çalıştığı bile olmuştur.

    Birçok memleketin ve ülkenin izini üstünde taşımasına rağmen bu ülke topraklarında doğup ve büyüdüğü için Ay Yıldızlı Al Bayrağın delisidir. Açıkça söylemekte fayda görmektedir kendisi Müslüman’dır. Entelektüellerin ağzına almaktan çekindiği her yana yanaşık bir durumu olmadığı için başkaca inanç sistemlerine şirin gözükmeye çalışma derdi yoktur. Ama her inanca saygısı vardır.  Kimse için yalakalık yapmayı sevmez. Tasavvufa ve tasavvuf yoluna olan sevgisini tartışmaya dahi açmaz. Hiç kimsenin inançlarını değiştirme ve dalga geçme, aşağılama huyu yoktur.  

    Fenerbahçe’yi çok sever ve fanatik olmasa da bazen aykırı edepsiz kişilere uyar “EDEB YAHU” sözünü yüreğine alarak ciddi “EDEPSİZLİK” eder. Darağacında da olsa son sözümüz “FENERBAHÇE” der ve diyenleri de ayrı sever. Ama takım üzerinden arkadaşlarını da kırılmasına ve rencide edilmesine dayanamaz. Maç biter söz biter fanatiklikte sınırıdır. Ayrıca bu futbolcuların bu işten çok para kazandığı için vergilerinin artırılmasını talep etmektedir. 

    Her şeyi birden kabul etmez derin bir süzgeçten geçirdikten sonra yüreğine kalanları asla bırakmaz.  Ayrılan alanın sonuna gelirken Yüreğinin sesini dinler ama her zaman bu yüzden başıda bolca belaya girer. Belalar ve dertlerin onu daha olgun ve bilge kişiliğe doğru yol alacağına inanmaya çalışır. Hala zillere basıp kaçası mahallede top oynayıp cam kırası vardır. Sözün kısacası bu yazar hala çocuktur. Büyümesi için iklimi ve yağmurların damlalarını beklemektedir. Yazarın kendini tanımlama aşaması hala devam etmektedir. Değişmez karakterinin yanında her geçen yeni tespit ettiği şeyler onu haliyle şaşırtmaktadır. Ayrıca bu kadar yazıya rağmen Yazar hala insanların tanımlanabileceğine inanmamaktadır.

    Garip olduğu için yazdıkları ve yaptıklarında bu akımın çok güçlü izlerini bulabilirsiniz. Eylemlerim devam edecek.

    Saygılarımla
    Gencay COŞKUN

    Hakkında kategorisine gönderildi | Gencay COŞKUN için yorumlar kapalı

    Yazım sancısı o kadar ağır geliyor bazen nefes almakta zorluk dahi çekebiliyor insan. Her yazdığımı tekrar okuduğumda ister istemez bir değiştirme bir düzenleme ihtiyacı hissediyorum. Yazıda mükemmelliği arayarak mükemmel yazılara yazamadığım içinde bu yayınlama süreçleri gecikmekte bazen umutsuz bir vakaya dönüşmektedir. Sevdiğim ağabeylerimden bir tanesi yayınla kurtul dediği için bu dönem kitaplarımı ardı sıra yayınlamayı hatta şiir kitaplarını direkt birleştirerek tek bir kitap halinde yayınlamayı düşünüyorum.

    Beş Harf Tek Kelime Saygı: Liderlik derslerini verdiğim sırada anlattığım konuların öğrencilerim tarafından geri dönüşlerinden esinlenerek ortaya çıkarıp gerçek hayatın içinden örneklerle desteklediğim çok iddialı olmasa da yeni bir kişisel gelişim yaklaşımına dair kitaptır. Kitabın konuları ve sıralaması bitmesine rağmen düzenleme işlemi devam etmektedir.

    admin tarafından tarihinde gönderildi | Yorum yapın

    Hoş geldiniz..

    Düşüncelerimin tek sorumlusu benim. Tek suçları benim ruhumdan çıkarak dünyaya yayılmasıdır.

    Çok kısa bir süre sonra kitaplarımız ve projelerimizle karşınızdayız..

    Beş harf tek kelime SAYGI…

    Anasayfa kategorisine gönderildi | Yorum yapın